MBA OKULLARI - EPOS OCAK 2021

6 7 D İĞERLERİNDEN farksız, sıra- dan bir salı günü geçiriyordum. Stajımı yapmakta olduğum res- toran, o akşam da kapasitesinin izin verdiği kadarıyla bir yığın insana ev sahipliği yapıyordu. Havaalanında bu- lunan bir restorana göre pek de geniş sayılmazdı ancak hakkında yapılan çok sayıda olumlu yorum nedeniyle çev- rede birçok farklı alternatif olmasına karşın müşterilerin bir numaralı tercihi olmayı başarıyordu. Haliyle kalkış sa- atini bekleyen yolcular, rötar anonsun- dan sonra soluğu burada alıyordu. O akşamı da günün nasıl geçtiğini anlayamadan noktalamıştım. Önlüğü- mü askıya astıktan sonra mesai arka- daşlarım eşliğinde soyunma odalarına doğru yol alıyorduk ki restorana giren bir adam dikkatimizi çekti. Sadece bizim değil neredeyse tüm müşteri- lerin gözü ondaydı. Giydiği bol tişört ve üzerindeki kurumuş boya lekeleri, dağınık mı dağınık uzun saçları buna yeterince olanak sağlıyordu. Hemen bitişiğimde duran çalışma arkadaşım Ayaz da işini fazlasıyla önemseyen bir insan olarak müşterilerin rahatsız olma D O R U K A N Ö Z T Ü R K H İ K A Y E ihtimalinden korkmuş olacak ki tep- kisini göstermekten çekinmedi. Çatık kaşları eşliğinde “Şuna bak! Üzerine giydiği tişört resmen bir boya küpü! Eşofmanının da tişörtünden aşağı kalır yanı yok! Bir insan nasıl bu kılıkla dı- şarı çıkabilir?” diyerek önlüğüne hızlıca bir hamleyle uzanıp adamın yanına gitti. “Beyefendi, sizi dışarı çıkart- mak zorundayım. Lütfen benimle gelir misiniz?” Hemen ardından genç adam utangaç ve tedirgin ses tonuyla “Kötü mü kokuyorum acaba?” diye sordu. Aksine, Ayaz’ın anlattığına göre hiç de fena olmayan bir parfüm kokusu yayılıyordu etrafa adamdan. Sorunun kokusunda olmadığını duyunca kaşla- rını çatarak “Sorun nedir o zaman?” dedi. Bunu söylerken pişkin bir tavır takınmadı. Cevabını merak ettiği için sorulmuş bir soruydu belli ki. Ayaz tam söze başlamak üzere nefesini hazır- lamıştı ki yan masadan kalın bir ses “Oğlum!” diye seslendi. “Demek bura- dasın. Neden geldiğinde aramadın? Bir saattir seni bekliyoruz burada!” Bunu duyan genç, yan masadakine cevap vermeden sırıtmaya başladı. Ayaz ise bunu görerek, sinirini gizlemeye çalı- şan bir tavırla adama onunla beraber olup olmadığını sordu ve olumlu yanıt alınca da yanımıza doğru yürümeye başladı ancak arkadan bir sesle du- raksadı. “Siparişimi almadınız.” Sinir- lerini gizlemesi oldukça zorlaşan Ayaz, dönüp adamı dinlemeye koyuldu. Yan masadaki adam ise sipariş vermek isteyen gence göz kırpıp yavaşça ka- fasını aşağı indirdi. Resmen hareketle- riyle “Sen istediğini söyle, ben arkan- dayım.” diyordu. Gencin tebessümü yerini neredeyse kahkahaya bırakmak üzereydi. Ayaz da dahil diyaloğa şahit olan herkes, gencin yan masasında bulunan adamın onun gerçek ebeveyni olmadığının, bunu gencin kendini kötü hissetmemesi ve aç kalmaması için yaptığının açıkça farkındaydı ancak adam öyle söylediği takdirde garso- nun yapabileceği bir şey yoktu. Olsa yapacağından emindim ama pasaklı kıyafetleriyle öne çıkan genç, sipariş vermeye başlamak için harika bir ürün tercih etti. En azından bizim açımızdan harikaydı. Menünün ücra köşelerinde, kimsenin yüzüne bakmadığı bir ürün- dü bu. Bir insan, bunu yiyebilmek için fazladan iki mideye daha ihtiyaç duy- malıydı. Tabağın içinde deniz mahsulü adına bulunabilecek her şey mevcuttu. Restorana kalabalık halde gelen müş- teriler için eklenmişti menüye. Haliyle fiyatı da tek kişinin ödemek istemeye- ceği cinstendi. Genç, siparişini verir vermez yan masadaki adam da ürünün fiyatını öğrenmek üzere menüye sarıl- dı. Önce doğru anladığın- dan emin oldu sonra da kafasını yana çevirerek gence kısık gözleriyle şaşırmış bir bakış attı. Sanki onunla oyun oynuyormuş gibi geliyordu ancak artık lafını geri alma- ... “Sorun nedir o zaman?” dedi. Bunu söylerken pişkin bir tavır takınmadı. Cevabını merak ettiği için sorulmuş bir soruydu belli ki... EPOS EPOS

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=